Zombili Mombili Roman Zombili Mombili Roman Halil Mete

Zombili Mombili Roman

(1 Oylayın)

Tanıtım

Nefes kesici bir roman şimdi raflarda!
Korku-macera türündeki Zombili Mombili Roman, 10 yaş ve üzerindeki çocukların bir solukta okuyacağı bir kitap.
Özgür adındaki yazar, bir kafeden aldığı antika eşyaları evine götürür.
Paslı tren, daktilo, kol saati, gümüş ayna ve daha birçoğu...
Ama Özgür'ün farkında olmadığı bir şey vardır; o da bütün bu eşyaların lanetli olduğu...
Daha ilk gece zombilerle dolu bir tren odasına gelir ve Özgür için kâbus başlar.
Zombili Mombili Roman, her bölümünde çizgi roman kesitleri yer alıyor.
Antikaların lanetinden kaçış yok...

PAYLAŞIMLAR:

Cumhuriyet kitap ekibi

Aşk romanları yazarı Özgür, yayınevine yeni dosyasını götürmenin huzuruyla girer editörün odasına. Ama editör, artık aşk romanlarıyla ilgilenmediklerini sadece korku romanı istediklerini söyler. Genç adam sinirden deliye döner hele tam kapıdan çıkacakken editörün; “roman 8-12 yaş için…” dediğini duyunca kendini sokağa zor atar. Kendi kendine konuşur, söylenir. Bir süre sonra aslında bunun çok da fena bir fikir olmadığını düşünür. Mesele birkaç korkunç yaratıkla ürpertici bir mekân kurgulamaktır. Soğuk iyice bastırınca karşısına çıkan bir kafeye girer.  Kıyıda köşede kalmış, içeride kimsenin olmadığı biraz döküntü bu ortam belki de romanı için aradığı ilhamı verebilecektir. Çevresine bakınırken yaşlıca bir kadının sesiyle kendine gelir; bir bardak çay ikram etmek ister kafenin sahibi olduğu anlaşılan kadın. Çok istemese de kabalık yapmamak için kabul eder Özgür. Çayını içip ayrılırken raflarda duran eski püskü bazı nesneler dikkatini çeker; bir kar küresi, bir oyuncak tren, kir pas içinde oyuncak tavşan, bir yüzük ve daha bir sürü ıvır zıvır. Kadın, istediğini alabileceğini söyler. Hem de hiçbir bedel ödemeden…  Önce inanamaz genç adam ama kadının ısrarlı ve içten olduğunu anlayınca raflarda ne var ne yoksa hepsini doldurur bir torbaya. Halinden hoşnut ayrılır kafeden. Bu nesneler belki de şu korku romanı için esin kaynağı olur diye düşünmektedir. Eve gidince hepsini çalışma odasına yerleştirir. Tam çalışmaya başlayacağı sırada kardeşi Emel telefon açıp çocuklarını birkaç saatliğine Özgür’e bırakmak zorunda olduğunu söyler. Özgür, karşı çıkacak zamanı bulamadan da yeğenleri Nilsu ve Barış’ı karşısında buluverir. İki çocuk, dayılarının evinde olmanın rahatlığı ve sevinciyle oyalanırken Özgür Barış’ın oyuncak trenle Nilsu’nun da tavşanla oynadığını fark eder. Çalışma odasına girip kurcaladıkları için çok kızar. Ama çocuklar ısrarla oyuncakları salondaki masanın üzerinde bulduklarını söyler. İnanmaz Özgür ama biraz huzursuz olur. Bu anlar belki de genç adamın huzurla geçen son anlarıdır. Özgür, yeğenleri gidince eski eşyaları yine yerine yerleştirir.  Ertesi gün erkenden uyanıp çalışmaya karar verir ve uyur. Bu uyku da Özgür’ün rahatça uyuyacağı son gecedir belki. En azından uzunca bir süre… O gece ve izleyen her gece o kafeden aldığı nesneler yüzünden gecesi gündüzü birbirine karışır. Ne ilginçtir ki uykuları kaçan sadece Özgür değildir, komşuları da Özgür’ün evinden gelen gürültülerden yakınmaktadırlar. Her gece kapısına dayanıp ortalığı ayağa kaldıran komşuları deneyimli yazarın olan biteni fark etmesini sağlar. Ama olaylar artık onun kontrolünden çıkmıştır. Hele o eski püskü tavşanın yeğeninde kaldığını anımsayınca aklı başından gider. Özgür’ün ve yakın çevresindekilerin yaşadıklarını daha fazla anlatıp kitabın gizemini bozmayalım. Özgür’ün yaşadığı kâbuslara, gördüğü hayallere, her gece ayrı bir gizemle uyuyup ayrı bir felaketle uyanmasına ve bu zindandan çıkmasına eşlik etmek için cesaretiniz varsa “Zombili Mombili Roman”ın sayfalarını çevirmeye başlayabilirsiniz. Roman, sadece korku kitabı olarak düşünülmemeli, özünde ve sadece dikkatli okurların bulabileceği kimi yaşam öğretileri de gizli satır aralarında. Biraz çevremize daha çok kendimize dönüp bakmamız için ayna tutuyor. Kendinizle yüzleşmeye de hazırsanız, iyi okumalar!

+

Aşkın Güngör (Yazar)

Zombili Mombili Roman’ı bitirdim ve çok sevdim. Uzun zamandır bir çırpıda okuduğum kitapların sayısı epeyce az, Zombili Mombili Roman bu listeye girdi.
Konunun işlenişi, anlatım dili, Özgür’ün yaşadığı dünya, beklentleri ve korkuları çok gerçekçiydi. Bütün o olağanüstü olaylara karşı verdiği tepki de öyle.
Kitabın sonuna kadar ”Neden Zombili Mombili Roman adı tercihe dilmiş, Lanetli Antikalar olabilirmiş,” diye düşündüm ve Özgür’ün kitabı bitirme sürecinde bu ismi de düşündüğünü öğrenince gülümsedim, güzel bir ayrıntıydı.
*
Çizgi roman sayfalarını kitabın arasında gördüğümde beklentim farklıydı. Anlatımın bir yerde kesileceğini, sadece çizgi roman olarak anlatılacağını, mesela sadece kabusların çr olacağını sanmıştım. Bu beklentim gerçekleşmedi. Zaten metin olarak yer alan bölümlerin ayrıca çr olarak da çizildiğini gördüm. Diğer türlüsü beni daha fazla tatmin edecekti. Yani şunu diyorum: Kabus olan bölüme kadar metin devam ediyor, kabus bölümleri ayrı bir gerçekliği tanımladığından çizgisel oluyor, sonra da metin anlatımla çizgi anlatım bir noktada birleşiyor. Benim beklentim farklı bir kurgu gerektirirdi elbet. Bu haline de itirazım yok.
*
Lanetli antikaların elden ele geçmesindeki mantığı sevdim. Ortaya çıkabilecek pek çok kurgu hatasının önüne geçilmiş. Çok iyi bir çözüm olmuş.
Kitabın birinci şahıs anlatımıyla başlayıp sonra üçüncü şahıs anlatıma geçmesi başlarda beni irkiltmişti ama finalde yeniden birinci şahısa dönmek derin bir oh çekmemi sağladı.
Her antikada yavaş yavaş artan gerilimi de sevdim. Özgür’ün içine düştüğü alternatif dünya merak uyandırıcıydı.
Klasik korku edebiyatı tadı aldığım modern bir korku romanı okuduğumu düşünüyorum. Sondaki gerçek yaşam bağlantıları da harikaydı.
Demem o ki aklınıza, emeğinize sağlık efendicağızım
Kısacası, ben Zombili Mombili Roman'ı çok sevdim. Her şeyden önemlisi, benim de yapmayı çok sevdiğim gibi, yerelden evrensele açılan bir roman olmuş.
Dünyanın her yerinde yadırganmadan okunur.
Türk edebiyatı için bir zenginlik.

+

berra akıncı xxxx.hotmail,com

Daha öncekilerde olduğu gibi kitap aktı gitti.
Nasıl bitti anlayamadım. Kitabin içinde kitap yazım sürecinin geçmesi benim ilgili çekti, dilerim gençlerin de ilgisini çeker.
Özgür'ün korkunç hikayeler yazarken menfaatlerini değil de çocukların psikolojisini düşünüp vazgeçmesinden etkilendim.
Zombilerin, hayaletlerin varlığını ya da yokluğunu kanıtlamak yerine bunları hayal unsurları olarak görüp okurlarına mesaj vermeyi seçmiş yazar.
Hikayenin kurgusu heyecanı ayakta tutuyor.
Fakat asil mesele hırslarımız, bitmek bilmeyen arzularımız.. Kırmızı arabanın hayaleti de ayni konuyu işliyordu. Asil lanet bizi dibe çeken açgözlülüğümüz.
Okurların bilgi haznesine eklemeler yapılıyor.
Atasözlerine ve yeni kelimelere yer verilmiş. Okuru bunaltmadan birçok mesaj gizlenmiş satırlara. Ali'ye yardim edilmesi, Emel'in aile ziyaretine gitmesi, Özgür'ün yeğenleriyle ilgilenmesi gibi...
Yazarın çocuk tipi ilgimi çekmeye basladı.
Önceki kitaplardaki gibi Barış da arastırmacı, özgüveni yüksek ve çalışkan bir çocuk.
Yazar şunu her daim vurguluyor: "Sen yeter ki iste. İstediğin her şeyi başarabilirsin."

*

Zombili Mombili Roman'ın doğuş hikayesi:
Aytül AKAL

Zombili Mombili Roman (2016)

Benzerini bir daha asla… asla yazmayacağım, ya-za-ma-ya-cağım bir romandır bu.
Bir dükkânda kar küresi görmüştüm. Görüp de ele alıp sallamamak olmaz tabii... Beyaz kar taneciklerinin döne döne düşüşünün verdiği iç huzurunu ararken, birden tuhaf bir his kapladı bedenimi. Dinginlik veren bu görüntü, ya beklenmedik bir huzursuzluğun başlangıcıysa? Neler oluyordu? Kar küresinin bana anlatmak istediği bir öykü mü vardı?
Kırmızı Arabanın Hayaleti’nden (2012) sonra, korku türüne asla dönmeyeceğimi düşünürken, üst üste gelen bazı olaylar, bana fark ettirmeden Zombili Mombili Roman’in ögelerini yüklüyormuş meğer zihnime. Bozuk bir saat, eski bir daktilo, gümüş ayna… kar küresi.
Hayır, gerilim romanı yazmak için oturmadım klavyenin başına. Ama sözcükler ardı ardına çoğalırken, beni bir korku trenine bindirmişçesine karanlığın dehlizlerine sürükledi. İnanamıyordum. Asla…asla korku kitabı yazmak istemiyordum. Oysa araştırdıkça, derinlere indikçe, her şey inanılmaz bir şekilde birbiriyle örtüşüp gerçeklerle bağdaşırken, artık vazgeçme noktasından çok uzaklaşmıştım.
Titanik’in gizli bölümündeki firavun mumyası, İngiltere’deki tren kazası ve oyuncak tavşan, dünyanın dört bir yanında tuhaf şeyler müzesini kuran Robert Ripley, Titanik’in batışından tam 14 yıl önce Futulity adlı kitabında kazayı ayrıntılarıyla anlatan Morgan Robertson…
Korku bütün bedenimi sarmıştı; romanı bitirip bu kabustan kurtulmak için telaş içindeydim.
Nefes…nefes alamıyordum.
Sanki bir bıçak saplanmıştı sırtıma. Kolumu oynattığımda, hareket ettiğimde, derin nefes almaya çalıştıkça çoğalıyordu acı.
Romanın sonlarına yaklaşırken acı o denli yoğunlaşmıştı ki, yatağımın yanında yere çöktüm, ağlamaya başladım…
Doktora gitmeliydim, ama hele şu lanet roman bitsin…
Romanın son satırını yazdığım anda bedenimi saran garip bir ürpertiyle fark ettim ki, sırtımdaki ağrı kendiliğinden kaybolmuştu!

Okuyanın, türünde en sevdiği kitaplar arasına koyduğu ama yazık ki henüz okumayanı daha çok olan bu romanın benzeri bir daha yazılmayacak; ben yazmam, bu kesin.

 

Okunma 184 kez