Kırmızı Arabanın Hayaleti Kırmızı Arabanın Hayaleti Mustafa Delioğlu

Kırmızı Arabanın Hayaleti

(1 Oylayın)

Tanıtım

Yüzden fazla eseriyle çocuk ve gençlik edebiyatına adını altın harflerle yazdıran Aytül Akal’dan hayalin korkuyla yüzleştiği sıra dışı bir gençlik romanı...

Gizemli bir köşk, sürekli suret değiştiren kimliği belirsiz bir ev sahibi, iki delikanlı, iki kız, bir kedi, bir köpek, bir tavşan, bir kuş, yerine getirilmeyi bekleyen dört ayrı vasiyet ve tüm bunlara şahit olan üstü açık kırmızı bir Cabrio…
Ruhları tedirgin eden bu gençlik masalı, hiçbir gencin kayıtsız kalamayacağı muhteşem vaatlerle dolu bir iş ilanının yayımlanması ile başlıyor.
Kısa yoldan hızlı bir şekilde kolayca hedefe ulaşmak için tek yapmak gereken ise üç aylık bir süre zarfında gizemli köşkteki işverenin verdiği görevi tamamlamak.
Türkiye’nin bir ucundan diğerine uzanan dört ayrı yolculuk ve dört sıra dışı görev…
Her biri türlü tehlikeler ve anlam verilemeyen karşılaşmalarla dolu dört değişik serüven.
Bilinmeyene doğru gitmenin getirdiği ürkütücü ve tedirgin edici hislerin kişisel hırslarla birleşerek oluşturduğu ruhsal hezeyanlar okurları derinden tesir etmeye yetiyor da artıyor bile.
Özellikle birinci bölümün sonunda kanınızın çekildiğini hissetmeniz işten bile değil…
Korkularınızla yüzleşeceğiniz esrarengiz bir yolculuğa çıkmak istiyorsanız tek yapmanız gereken üstü açık bu kırmızı arabayı takip etmek!

PAYLAŞIMLAR:

Berra Akıncı xxxx.hotmail.com

Demek istediklerini kalbime akseden bir kitap oldu. Heyecan okuma boyu ayakta, sıkılmanıza izin verilmeden okuyorsunuz.
Son sayfaya geldiğinizde yazar yardim elini uzatıyor ve mesajı acık seçik söylüyor.
Evrensel doğruları haykıran bir eser.
Ayni zamanda kültür bilgisini geliştirecek bilgiler var.
Tam da karakterin oturduğu yaslarda gençlerin kalbine iz bırakacak değerleri öğretmiş yazar.
Çocuk kitaplarının yalnızca çocuklara yazılmadığının kanıtlarından.
Keyifle, huzurla okudum.

Sinem Pala /Instagram

Hırslarına Yenik Düşen İnsanların Hikâyesi: Kırmızı Arabanın Hayaleti:
“Kırmızı Arabanın Hayaleti Aytül Akal tarafından kaleme alınan masallarla gerçek kahramanların harmanlandığı, ilk gençlik dönemine hitap eden bir öykü. Hırsları, arzuları olan hayatın içinden kahramanlarla, kedi, köpek veya insan biçimine girmiş olağanüstü karakterleri aynı anda bulunduran, içinde biraz korku, biraz mizah ve çokça macera bulunduran bu kitap, okuyucuyu şehirden şehre sürüklemektedir. Ege kıyılarından Akdeniz’e, İç Anadolu’dan Doğu Anadolu’ya uzanan bu yolculukta farklı hikâyeleri tek bir pencereden izleme fırsatı bulmaktayız. Ben de bu yazıda sizlere Kırmızı Arabanın Hayaleti kitabının sunduğu geniş perspektiften bakarak genel anlamıyla okuyucu çocuklara ne mesaj vermek istediğini, olayların içindeki bazı unsurların neye tekabül ettiğini yorumlamaya çalışacağım. 
Metin, en temelde vicdani ve insani yükümlülükleri, para ve kırmızı bir araba için iyiliği feda eden kahramanlar üzerinden okuyucuya sorgulatmaktadır. Bir iş ilanıyla başlayan dört farklı yolculuk hikâyesinin içine atılmış dört farklı kahramanın sınırlarını zorlayan karşılaşmaları ile tam bir kurgu ustalığıdır. Hikâye, kahramanların bir gazetede veya internette iş ilanını görmeleri ile başlar. İlanda iş sonunda kırmızı bir Cabrio araba verileceği bilmeceli cümleler ile kastedilir. İş arayan ve hayatlarındaki en büyük dert zenginlik, para kazanmak olan bu kişiler işverenin tüm korkutuculuğuna rağmen işi kabul ederler. Her hikâyede yapılacak iş farklı olsa da hepsinden istenen şey Türkiye’nin her iline ayrı ayrı gidip verilen işi yapmalarıdır. Bu iş bazen bir fidan dikmek, ihtiyacı olan bir kişiye ilaç ya da su vermek olabilmektedir. Hikâyelerin toplamında ise gerçekten de tüm Türkiye’yi dolaşmış olarak kitabı bitirdikleri görülür...”

_kitaplarin.efendisi / Instagram

Bu kitabı alırken, açık konuşmak gerekirse korkacağımı hiç sanmıyordum. Ta ki başlayana kadar... Başlarken kendi kendime 'her akşam okurum ben bu kitabı' dedim. İki gün sonra, akşam yatmaya hazırlanırken annem: "Yatmadan önce biraz okusan iyi olur." deyip bu kitabı elime tutuşturdu. Biraz çekinerek: " Anne, akşamları bu kitabı okumasam mı?" dedim. Annem güldü.
" Korktun mu yoksa?" •
Birden fazla hikaye, aynı amaç, farklı sonlar.
"Masallara inanır mısınız?"
"Noel baba olup hediye dağıtmaya ne dersiniz?" "Son model bir caprionuz olsun istemez misiniz? Tek bir şartla..." Bunlar, gazete ilanları. Gazetede verilen iş ilanları. Okuyanın dikkatini çeken bu ilanların şartları zor ama ödülü zorluğunu örtüyor. Kırmızı bir caprio!
İl il gezip tohum ekmek
İl il gezip hediye dağıtmak
İl il gezip her derde deva ilaç dağıtmak...
Peki bu kırmızı caprioyu alıp hile yapsalar? Sonları nasıl olur? Belki bir ağaca dönüşürler, insanlar sırtını dayar. Belki bir Nemrut heykeline dönüşürler, keşfedilmeyi beklerler. Belki de boğulurlar! Peki ya iş ilanlarının sahiplerine ne oldu? Onlar hiçbir zaman var olmadılar ki!
HAYALETLER, HER YERDELER.

*

'Kırmızı Arabanın Hayaleti' romanının doğuş hikayesi:
Aytül AKAL

Kırmızı Arabanın Hayaleti (2012)

Macera romanlarını pek severim. İnsan kendini o heyecanın içinde kahramanlarla birlikte yaşıyor gibi hissediyor. Ama eğer yazarıysanız, özdeşimin kendine göre riski de var tabii. Heyecanın dozu arttıkça geriliyor, kasılıyor, nefes alamaz hale geliyorsun…ve romanın sonlarına doğru artık kollarını kaldıramaz olduğunu fark edebiliyorsun. Ardından üç haftalık fizik tedavi…
Macera beni bu denli gererse, korku nasıl gererdi, düşünemiyordum bile. Zaten gerilimi sevmem, film izlerken bile en heyecanlı yerinde içeriye kaçarım… O bölümün geçtiğini müziğin sesinden anlayınca, geri dönerim.
Maceraya evet, korku ve gerilime hayır… Ama ah o ısrarcı okurlar yok mu!
İlle de:
“Korku romanı istiyoruz!”
"Gerilim de gerilim!"
“Yok yazamam” dediysem de, bir kez aklıma düşürdüler ya, ne edeyim?

Trenle Eskişehir’den İstanbul’a dönüyordum. Yol kenarındaki ağaçlar, penceremin önünden hızla geçip kayboluyordu. Çocukluğumdan beri ağaçların öykülerini dinlemeye bayılırdım. Şehirlerarası yollarda giderken, yol kenarındaki ağaçlara bakar, onların bana neler söylediğini anlamaya çalışırdım. En çok da İstanbul’dan canım İzmir’ime giderken yollardaki ağaçlarla konuşmuşumdur.
Bu kez Eskişehir treninden izliyordum ağaçları. Kimini kollarını gökyüzüne uzatmış gerinirken, kimini yanındaki arkadaşına bir şeyler fısıldarken yakalardım. El sallayanlar, dans edenler, yakaranlar, dua edenler, yardım isteyenler… Bir yandan insanları düşünüyordum. Ağaçlar o denli birbirlerine nazik, o denli verici iken, insanlar neden hep alıcı, neden bencil, neden hırslı diye… O hırslar ki, sonu olmayan… Hiç doyurulamayan...
İşte tam o sırada, ağaçlardan biri, dehşet verici bir öykü anlatıverdi bana. İrkildim… Bu da neydi böyle?

Kırmızı Arabanın Hayaleti adlı romanın ilk bölümünü anlatan, işte o ağaçtır.
Ağaç hâlâ orada mıdır?
Kim bilir?
Kitabın diğer bölümleri de dehşet öyküleridir, eee kitap korku/gerilim türü ya…
Türkiye haritasını salonun ortasına serip dört köşesinden ağırlıkla tutturmuştum.
Kitap bitene kadar aylarca yerde durdu o harita.
Kahramanlar dağları, gölleri, kasabaları gezdi dolaştı, ben o yaz hiç tatile çıkamadım, yazdım.

*

Kırmızı Arabanın Hayaleti Üzerine Bir Değerlendirme
01.09.2022 - A. Erkan AKAY
ALINTI

Aytül Akal'ın diliyle ilgili zihnime apaçık düşen ilk tanım; "doğal." Yazarın hikâyesini, az önce izlediği ve çok etkilendiği filmi anlatan bir çocuğu dinliyormuşum gibi okuyorum. Kahramanlarının duygu iniş çıkışlarında verdiği tepkileri ağdalandırmadan, baskılamadan, hayatımızda olduğu gibi, cesurca yansıtıyor. Dilin imkânlarını zorlamadığı gibi yeri geldiğinde girift cümlelerden kaçınma gereği de duymuyor. Genç okuru küçümsemeyen, onun kapasitesini zorlayan bu tavrı seviyorum çünkü her konuda olduğu gibi okurlukta da gelişim ancak zorlanmayla mümkün.
İnsanın hırsıyla mücadelesini anlatan "Kırmızı Arabanın Hayaleti" masalsı bir gerilim romanı. Elbette gerilimin dozu yazarın kitlesine, ama kitlenin en üst yaş grubuna hitap edecek düzeyde. 12+ diyelim de netleşsin. Hikâye, kahramanları değişen ancak aynı kurguyu tekrar eden bölümlere ayrılmış. Öykü türüne de yakınsayan imgelerle gerçeküstülüğe iyice yaslanıyor. Her bir bölüm iyilik-çıkarcılık ikilemini yaşayan ruhların seçimlerini ve bu seçimlerinin sonuçlarını anlatıyor. Bölümlerde tekrarlanan döngü, garip ve bir o kadar da cazip bir iş ilanı ile başlıyor. Verilen görevi kısa sürede tamamlayanların, bu görev sırasında kullanacakları kırmızı üstü açık arabaya ve daha fazlasına sahip olacaklarını belirten bu ilana başvuran ana karakterimize, ihtiyacı olanlara dağıtılmak üzere bazı emanetler veriliyor ve dağıtım da bazı anlaşılmaz şartlara bağlanıyor. Ancak emanetlerin cazibesine kapılan genç, sahip olma hırsına yeniliyor ve nihai amacına hiçbir zaman ulaşamıyor. Yazar bu tekrarlı bölümlerde, iyiliğe samimiyetle yönelmekle görev icabı yönelmek arasındaki farkı belirginleştirmeye, asıl iyinin kim olduğunu idrak ettirmeye çalışıyor. İyilik yapmak üzere yola çıkan insanın bile asıl derdinin iyilik olmayabileceği gerçeğini okuruna hatırlatıyor, ona kendi iyilik hisleriyle ilgili bir muhasebe kapısı açıyor, samimiyetini sorgulatıyor.
Kahramanların kendi çıkarlarını önceleyen yanlış seçimleri ellerindeki gücü kaybetmelerine, büyünün bozulmasına sebep oluyor ve ruhlarının hapsoluşunu somutlaştıran çarpıcı bölüm sonlarını getiriyor. Metnin gövdesinde iki farklı erkek ve iki farklı kız karakterin aynı sınavdan geçişlerini anlatan dört bölüm var. Birinci bölüm giriş, altıncı bölüm ise çözülme ve toparlanma niteliğinde. Bölümler ilerledikçe kahramanlarımız kendilerine koşulan şartları bir kenara bırakmaya başlıyorlar, emanetlere hıyanet etmeyi kendilerince meşrulaştırıyor, hatta meşrulaştırma yöntemlerini çeşitlendiriyorlar. Ellerindeki değerli emanetleri ihtiyacı olanlara teslim edip son model üstü açık kırmızı bir spor arabaya sahip olmaktansa bu işi onlara vereni ortadan kaldırıp her şeye sahip olmayı, ya da yol arkadaşlarına ihanet edip hazineye tek başına sahip olmayı düşünecek hâle geliyorlar. Tabii ki hak edilmemiş kazançları ellerinde tutamayacaklarından habersizler. Nasreddin Hoca'nın kazan hikâyesindeki gibi küçük kazanca hemen inanıp büyük kaybı inkâr eden, yani her halükârda kendine yontan egoyu yazarın sık sık sorduğu bir soruda buluyoruz; "masallara inanır mısın?". Kahramanlarımız masallara inanmıyor ama kendilerine sunulan akıl almaz vaatlerin peşinde koşarken masalı dahi yırtıp içinden geçecek bir gerçeküstülüğe inanıyorlar. Bunun adına insanlık tarihinin ilk anından bu yana hırs diyoruz.
İş ilanlarını veren, işe başvuran muhatabına göre her bölümde yeni bir kimliğe bürünen yazar hayaleti, hem hikâyelerin kahramanlarını hem de okuru serüven boyunca gerçekle-rüya arasındaki bir çıkmazın içinde tutuyor. Kahramanların sorumsuzluğu, niyetlerinde sabit duramayışları, önlerine çıkan iyilik fırsatlarını sanki görevleri bu değilmiş gibi her seferinde har vurup harman savurmaları zaman zaman sinir bozucu bir hâl alıyor ve belki de yazarın bu oyunu sizinle bile isteye oynadığını fark ettiğinizde hissettiğiniz gerilim bu romanı gerilim romanı yapıyor. Mustafa Delioğlu'nun bölüm başlarına ve sonlarına serpiştirilmiş, masalsılığı şüphe götürmeyen ama biraz da ürkütücü bulduğum çizimleri bu kitabın tarzına uymuş, gerilimine omuz vermiş.
Yazar kapanışı yaparken kitabında dört kez tekrarladığı tecrübeyi okurunun ömrü boyunca defalarca yaşayacağına dair bir mesaj veriyor. O tekinsiz bahçenin içerisindeki tekinsiz boş evin ortasında tek başına duran kitaba dikkat çekiyor ve evin hayaletine "İnsanlar hırslarına yenilmeyi sürdürdüğü ve hayaletler de kılıktan kılığa girebildiği sürece yeni kitaplar olur." dedirtiyor. Anadolu'da görmüş geçirmiş insanların kullandığı bir söz vardır; "sahtekâr ile tamahkâr kolay buluşur" derler. Aslında hayatta da her şey o ilanla başlar. İnsan nerede kolay bir kazanç görse onun büyüsüne kapılır. Hele ki bu kolay kazanç bir de haddinden büyükse, aklın hemen reddetmesi gereken teklif nefse iyice cazip hâle gelir ve hırslı insanı tuzağa düşürüverir. Bugünlerde insanların bu gözleri kör eden hırsları kullanılarak dolandırıldıklarına ne kadar sık şahit oluyoruz. Her gün benzer olayların haberlerini izliyor, benzer birçok sahtekârlık girişimine maruz kalıyoruz. Bunlara karşı almamız gereken teknik önlemlerden önce zihin ayarlarımızı kanaat, sebat, izan üçayağına oturtmamız gerekiyor. Yanına bir de sadakat bonusunu eklediğimizde zırhımızı kuşanmış oluyoruz.
Fuarlarda "gerilim, korku, heyecan" diye dört dönüp kitap arayan genç kardeşlere önerebileceğim bir kitabı daha not almış oldum. Vampirler, zombiler, abidik gubidik karakterler ithal etmeden de bu tür kapsamında metinler yazılabiliyor olduğunu göreceksiniz. Dizgi, düzelti, düzenleme, baskı sorunsuz. Kitabın toplamda 30.000 okura ulaşmasına az kalmış.

11. Baskı Aralık 2020

 

Okunma 1312 kez