Mıymıy Teyze 1 / Kapının Arkasında Mıymıy Teyze 1 / Kapının Arkasında Zeynep Özatalay
Video Tanıtımları Göster

Mıymıy Teyze-1 "Kapının Arkasında"

(1 Oylayın)

Tanıtım

Ingaaa da ıngaaa, güm güm de güm güm, çıt çıt da çıt çıt..
Mıy mıy da mıy mıy...

“Komşudan gürültü geliyor!”, “Yatak çok sert! Sırtım ağrıdı”, İiiyyy! İyi pişmemiş”, “Kim açtı kapıyııı? Kapatın çabuuuk, cereyan yapıyooor!”
Kapı açıldı ya, Mıymıy Teyze’nin yakınmalarını dinlemek zorundasınız artık…
Çiçekler kötü kokuyor, kuşlar camları kirletiyor, sıcak hava bunaltıyor… ;
Off, Mıymıy Teyze hiçbir şeyden mutlu olmuyor!
Kulakları pek hassas olduğu için bütün sesleri duyan bu yaşlı teyze korkunç bir DEV mi? Yoksa ateş saçan bir EJDERHA mı?
Peki, kötü kalpli bir CADI ya da dehşet saçan bir CANAVAR olabilir mi?
Maalesef hiçbiri değil. Mahalle sakinlerine göre kendisi tüm bu saydıklarımızdan çok daha KÖTÜsü desek yerinde olur aslında...
Etrafındaki herkese kulp takmaktan, gördüğü her şeyde kusur aramaktan, çocukları azarlayıp kedileri kovalamaktan yorulmayan kahramanımıza birileri hayatın güzelliklerini göstermeli.
Ama kim?
Biri komşunun kızı Mine mi dedi yoksa?..
Heey çocuklar! Mıymıy Teyze, hayata hangi gözlerle baktığımızı hatırlatıp, mutluluğun ve güzelliklerin ipuçlarını bizlerle paylaşmak için kâh kapının ardında kâh lunaparkta sizleri bekliyor.
Onunla tanışmaya ve arkadaş olmaya hazır mısınız?..

Mıymıy Teyze Dizisi 1. Kitap

*

İyi Kitap

MIY MIY TEYZE'YLE TANIŞIN
Safter Korkmaz

Korkunç bir dev mi? Yoksa ateş saçan bir ejderha mı?

Yoo… Daha da kötü! O, Mıy Mıy Teyze!

Aytül Akal’ın yaşamın ta içinden kopup gelen “Mıy Mıy Teyze” tiplemesi kimimizin komşusu, kimimizin akrabası. Hatta kabul etmek zor olsa bile kimimiz bizzat “Mıy Mıy Teyze”nin kendisi…
“Mıy Mıy Teyze” kim mi? Bir zamanlar çocuk olduğunu unutmuş, içindeki çocuğun cıvıltılı sesini yıllar önce susturmuş, huylu mu huylu, aksi mi aksi bir “yetişkin”.
Peki, çaresi yok mu “mıy mıylığın”? Olmaz mı!
Aytül Akal’ın yazdığı, Zeynep Özatalay’ın resimlediği bu sıcacık dizide anlatılıyor çare. Öykülerin minik kahramanı Mine’nin çocuklara has enerjisi, neşesi, teklifsiz girişkenliği ve iyi niyeti dönüştürüveriyor Mıy Mıy Teyze’yi. Anlıyoruz ki içindeki çocuğu susturmuş olsa bile insan, etrafındaki çocuklara daha fazla kulak verirse mutlu olabilir.
İlk iki kitabı okuruyla 34. İstanbul Kitap Fuarı’nda buluşan ve 5 kitap olarak planlanan bu dizi üzerine, yaratıcılarıyla söyleştik.
Sözü uzatmadan onlara devredelim ki onlar anlatsınlar bize “Mıy Mıy Teyze”yi.

AYTÜL AKAL DER Kİ:

Öykünüzdeki “Mıy Mıy Teyze” için esinlendiğiniz gerçek bir “Mıy Mıy Teyze” var mı?

Olmaz mı? Dünya mıy mıy teyzeler, amcalarla dolu.
Çocuklar öyküde mıy mıy edenlerin halleriyle karşılaşır da hayatın güzelliklerini fark etmenin daha eğlenceli olduğunun bilincine şimdiden varırlarsa, büyüdüklerinde kendilerini olumsuz bakış açısından kurtarabilirler diye umuyorum. Bu arada kitapları çocuklarına okuyan yetişkinlerin de kendileriyle yüzleşme durumu var ki, neredeyse kitaplarımın hemen hepsinde, büyükleri buna benzer yüzleşmelerle karşılaştırmayı severim,
Öykümün kahramanını sormuştunuz… Evet, var! Kendi ayakları üstünde durabilen, işini kendi yapabilen, hemen her konuda fikri olup hâlâ çocuklarına karışan ve sürekli onları eleştiren (burada “çocukları” ben, ablam Betül ve kardeşim Ayşen oluyoruz…), doksan yaşını epeyce geçmiş olan annem…

Öykünüz, içindeki çocuğun sesini dinlemeyi unutan yetişkinlere dair bir anlatı. “Mıy Mıy Teyze”, bir çocuk gelip o sesi hatırlattığında dönüşmeye hazır bir yetişkin. Yetişkinler bu kadar dönüşüme açık mı?

Ben olumlu bakmayı seviyorum ve “evet” diyorum. Ağaçlara tırmanmayı, takla atmayı, zıplayıp hoplamayı çok isterim ama artık bedenime güvenemem ki… Ancak, bedenen çocukluğun saflığına, neşesine, enerjisine dönmek zor da olsa, zihnen özgür değil miyiz? Zaten düşünceler değiştiğinde, hayat değişir… Ben değişime kalpten inanan biriyim. Bu nedenle herkesten her an umudum vardır.

Öykünüzün diğer kahramanı, küçük Mine bir çocuğun en saf, en enerjik ve en teklifsiz hallerinin temsilcisi. Mıy Mıy Teyze’nin “mıy mıy” hallerini görmezden gelebilmesi onun asıl dönüştürücü gücü galiba.

Çocuklar hayatın bir oyun olduğunu biliyorlar. Neşeleri, aldırmaz halleri, çiçeğe böceğe gülüp eğlenmeleri, bitip tükenmeyen enerjileri ve bu hallerini yaşama yansıtışları hep çok içten, çok doğal. Çocukken böyleyken, zamanla tuhaf bir samimiyetsizlik siniyor büyüklerin üzerine. Sözcüklerinden davranışlarına, hesaplı, “bundan bana bir çıkar olabilir mi?” yaklaşımıyla donanmış bir bakış… Hemen hissediyorsunuz.
Çocuklardaki “dönüştürücü güç”, bir çeşit sihir gibi. En asık yüzlü yetişkinin, en ciddi toplantıda, en resmi takım elbisesiyle bebeğin üzerine eğilip, “agu…guguuu…” gibi saçma sapan sözcüklerle seslendiğini görebilirsiniz.

Bizi okuyan “Mıy Mıy Teyze”lere ve “Mine”lere bir mesajınız var mı?

Heyecanlarını, umutlarını, renklerini, enerjilerini ve hayata oyunsu bakış açılarını unutmamak için hepsini ceplerine, çantalarına, düşüncelerine tıkıştırıp yaşam boyu yanlarında taşımalarını hatırlatmak isterim çocuklara.
Yetişkinlere ise, “Hayat sizin için de bitecek,” diye hatırlatıp, önlerinde her ne bilinmeyen süre kaldıysa, bunu, hayatı birbirlerine kolaylaştırmak için yöntemler geliştirmeye ve birbirlerini mutlu etmeye harcamalarını dilemek isterim.
Mıy Mıy Teyze sayesinde, benim de birkaç mıy mıyım anında iyileşti. Herkese öneririm.

ZEYNEP ÖZATALAY DER Kİ:

Aytül Akal’ın öyküsünü insanı hemen içine çeken, sevimli çizimlerle canlandırmışsınız. Kitapları hazırlarken nasıl bir çalışma yöntemi izlediniz? Yazar ve çizer etkileşimi nasıl şekillendi?

Bu kitapları çizmeye başladığımda tanıştım Aytül Hanım’la. İlişkimiz çok rahat başladı çünkü onlara önerdiğim karakteri hemen sevmişlerdi. Sonra sayfaları çizmeye başladım. O aşamada elbette editörümüz Hülya Dayan’ı  da anmak gerekir. Aramızda mekik dokudu diyebilirim. Aradan biraz vakit geçip Aytül Hanım’la tanışınca, onunla da zaman zaman doğrudan iletişimimiz oldu. O da güzel bir şey tabii, yazarla çizerin birbirini tanıması ve sevmesi işleri kolaylaştırabiliyor büyük ölçüde. Ama mesela işler gecikecek olursa mail kutunuzda ‘Zeyneeep, Mıymıy mıy!’ şeklinde bir mesaj bulmanız da mümkün! Epey eğlendik ama. Üçüncü kitabı yapıyoruz şimdi. Seride toplam beş kitap olacak.

Hemen her çocuğun bir “Mıy Mıy Teyze”si vardır etrafında. Sizin çocukluğunuzda var mıydı bir “Mıy Mıy Teyze”niz? 

Böyle bir karakter tanımıyorum ama ailemdeki kadınlar -meselâ babaannem- yaşlansa da süsünden vazgeçmeyen, ruju, ojesi yerinde olan hoş insanlardı. O yüzden çok klasik bir teyze yapmak istemedim. Aslında kuşaklar da değişiyor. Eski çocuk kitaplarından bildiğimiz yaşlı kadın karakterleri yerini daha farklı tiplere bırakıyor. Fiziksel olarak işin bu kısmı vardı biraz, hem de sürekli kıyafet değiştiren bir karakteri çizmesi de zevkli. Çok şanslıyım ki yakınımda huy olarak Mıy Mıy Teyze’ye benzeyen kimse yok…

Karakterlerinizi oluştururken hitap ettiğiniz yaş grubunun yönlendirici etkisi oldu mu? Çocuklara çizmenin zorluklarını-kolaylıklarını sorsak?

Bir zorluğu var diyemem doğrusu. Çocuklar algıları açık, zeki küçük insanlar. Aramızdaki boy ve tecrübe farkını saymazsanız fikren çoğu yetişkinden daha iyi durumdalar bence. Bu bakımdan çocuklarla çalışırken çıtayı yüksek tutmak lazım, çünkü aynı zamanda çok acımasız eleştirmenlerdir. O yüzden yapabileceğinizin en iyisini yapıp beğenilmeyi umuyorsunuz. Ama bu çok zevkli bir iş olduğundan, bana o sevebilecekleri detayları yakalamaya çalışmak eğlenceli geliyor.

Çizgilerinizden etkilenip kendi “Mıy Mıy Teyze”lerini çizmek isteyen okura, “çizerden çizere” bir tavsiye istesek?

İçlerindeki ‘Mıy Mıy’ı bulsunlar! Böyle abartılı karakterleri çizmek her çizer için zevklidir sanırım. Mıy Mıy Teyze gibi bir tipi dilediğiniz kadar uçlara götürebilirsiniz. O yüzden verebileceğim tek tavsiye bu olabilir herhalde.

*

MIYMIY TEYZE JAPONYA'DA

Mıy Mıy Teyze, International Turkish-Japanese Literature Events etkinliği çerçevesinde Japonya’daydı.

Sesli sunum Türkçe, görsel sunum İngilizce, spontane çeviriler Japonca... “Çocuklarla yaptığınız etkinliklerde bu kitapların kuklalarını da yapıp götürseniz...” önerisine, “Kuklaya gerek yok, aslı giriyor ya etkinliğe,” diyerek kendimi işaret etmem, kahkahalarla karşılandı. Yunus Emre Enstitüsünün konuğuyduk. Japonya ve kitaplar… Çok farklı bir deneyimdi. Nicelerine dileklerimle…

 

Okunma 279 kez